Görev yapmış olduğum kurumların dışında gerçekleştirmiş olduğum bireysel, çift ve aile terapisi toplam seans sayısı Kasım 2021 itibariyle 2741’dir. Bu seansların ilk 250'si üzerinden uluslararası akreditasyonlu süpervizörlerimden süpervizyon almış bulunmaktayım. Bireysel, çift ve aile terapisi süreçleri ve süpervizyon konusundaki detaylı bilgi aşağıda yer almaktadır.

 

BİREYSEL TERAPİ (Yüz yüze ve çevirim içi)

Bireysel terapi sürecinde danışanların sundukları problemin nasıl sorun haline geldiğini tespit etmekle başlıyoruz. Ardından bireyin öz benliğine odaklanarak sorunun temelini oluşturan ihtiyaçları belirliyoruz ve ardından gerekli güçlendirmeleri ya da beceri yeterliliklerini kazandırmak yoluyla bireysel işlevselliği arttırmayı hedefliyoruz. Bireysel terapide sunulan problemler depresyon, kaygı, panik, travma, kayıp, özgüven gibi duygusal temelli olduğu gibi iş, aile, okul ve sosyal çevre ile iletişim sorunları gibi etkileşimsel temelli de olabiliyor.

Bireysel terapide zaman zaman öncelikle ilaç tedavisi gerektiren durumlarla karşılaşabiliyoruz (ağır depresyon, panik bozukluklar, takıntılar, bağımlılık gibi). Bu durumda süreci uzman psikiyatristlerin desteğiyle ilaç tedavisi ve terapinin birlikte yürütülmesi şeklinde yönetmeyi tercih ediyoruz. 

Bireysel terapide ele aldığımız konuları çalışırken zaman zaman etkileşim ağı içindeki diğer kişileri de sürece dâhil etme ihtiyacı belirebiliyor. Örneğin kaygı ya da travma konusunu ele aldığımız bir durumda bireyin durumuna etki eden ya da bu durumdan etkilenen diğer aile bireylerini de seanslara davet edebiliyoruz.

 

ÇİFT ve AİLE TERAPİSİ (Yüz yüze ve çevirim içi)

Her ne kadar çift ilişkisi dendiğinde akla iki unsurlu bir sistem gelse de, terapi sürecinde ilişkiyi iki yerine üç unsurlu bir sistem olarak ele alıyoruz: birinci birey, ikinci birey ve onların arasındaki ‘ilişki’. Bir çift ile çalışırken her iki bireyin öz benliklerindeki ihtiyaçları keşfetmekle başlıyoruz. Sonrasında bu ihtiyaçların giderilmesi için nasıl bir etkileşim biçimi oluşturulduğuna, yani ilişki döngülerine bakıyoruz. Ardından bu döngülerdeki işlevsiz etmenleri işlevli kılmayı hedefliyoruz. Böylelikle iletişim işlevli hale gelirken, bireylerin öz benliklerindeki ihtiyaçlar da karşılanmış oluyor, yani üç unsurun üçünde de iyileşmeyi sağlamış oluyoruz. Bunu yaparken ‘hangi birey yanlış ya da hatalı’ diye bakmak yerine, ‘nasıl oluyor da bu iki kişi arasındaki ilişki işlevsiz duruma geliyor’ sorusuna odaklanarak süreci yönetiyoruz. Çiftlerle çalıştığımız konular genellikle iletişimsizlik, üst kuşak ebeveynlerle ilgili sorunlar, aldatma, cinsellik üzerine olduğu gibi ayrılma kararı almış olanlarla boşanma süreci ve bu süreçte çocuklarla iletişimin yönetilmesi, ikinci evliliklerde iki sistemin birleşmesi, evlilik öncesi ilişkilerde yeni sistemin oluşturulması gibi konuları da çalışabiliyoruz.

Aile terapisinde ise ailedeki bireylerin her birinin öz benliklerine ve ihtiyaçlarına odaklanırken aynı zamanda birbirleriyle kurdukları iletişim ağını ele alarak ailenin işlevselliğini arttırmayı hedefliyoruz. Aile terapisinde genellikle çocuklarla farklı gelişim dönemlerine ait sorunlar (uyum, öğrenme, stres, kaygı, çatışma çözümleme, arkadaşlık ilişkileri, sorumluluk alma), ebeveynlik tutumları ve aile içindeki işlevsiz etkileşim süreçlerini ele alıyoruz. İlginçtir ki, çoğu zaman çocukla ilgili bir sorunla başladığımız aile terapisi süreci bizi çift ilişkisine döndürüp, çift ilişkisindeki uyumu arttırmaya yönelik bir noktaya getirebiliyor.  Dolayısıyla aile terapisi sürecine girdiğimizde tüm aile üyeleriyle birlikte görüşebildiğimiz gibi, zaman zaman çift ile ya da sadece çocuk/çocuklarla birlikte farklı seanslar yapabiliyoruz.  

Çift ve ailelerle yaptığımız çalışmalarda nadir de olsa öncelikle ilaç tedavisi gerektiren durumlarla karşılaşabiliyoruz (yeme bozukluğu, kaygı, hiperaktivite, ağır depresyon gibi). Bu durumda süreci uzman psikiyatristlerin ilaç desteği ve terapinin birlikte yürütülmesi şeklinde yönetmeyi tercih ediyoruz.  

 

SÜPERVİZYON VE EĞİTİM

Süpervizyon süreci terapistlik eğitiminin vazgeçilmez bir parçasını oluşturur. Nasıl bir cerrah adayı ilk ameliyatlarını uzman bir cerrah hoca nezaretinde gerçekleştirirse, terapist adayları da mesleğe giriş aşamasındaki uygulamalarını uzman bir terapist, yani ‘süpervizör’ gözetiminde gerçekleştirirler. Bu gözetimli uygulama sürecine ‘süpervizyon’ adı verilir. Ülkemizde son yıllarda sevindirici biçimde gelişmekte olan süpervizyon uygulamaları için yurt dışında belirli kriterler yer almaktadır. Bu kriterlere göre alanda yeterli bir kuramsal bilgi birikiminin yanı sıra, belirli sayıda terapi seansı gerçekleştirmiş olmak (ortalama bin saat kadar), onaylı bir süpervizörden belirli sayıda süpervizyon almış olmak (ortalama 200-250 saat kadar), üzerine süpervizörlük eğitimi almış olmak ve yapılan verilen süpervizyonun doğru yapıldığına dair uzman bir süpervizör tarafından süpervize edilmiş olmak gerekir.

Bu koşulları gerçekleştirmiş olarak Yaşar Üniversitesi bünyesinde ve sonrasında gönüllü terapi çalışmaları süresince toplam 400 saat bireysel, 360 saat grup süpervizyonu sağladım. Bu çalışmaların gurur duyduğum bir özelliği de öğrencilerimin uygulama saatlerini tamamlayabilmek için toplum hizmeti olarak toplam 1546 seans gönüllü çift ve aile terapisi hizmeti sunması oldu.

Meslek etiğini ve işine emek vermeyi ilke edinmiş olan genç meslektaşlarımla süpervizyon çalışmalarıma devam etmekteyim.

Eğitimci kimliğimin gelişimi 2006 yılında İzmir’deki Rehberlik Araştırma Merkezlerinde devlet okullarında görev yapan rehber öğretmenlere verdiğim hizmet içi eğitimlerle başladı. 2006 yılından itibaren İzmir genelinde çok sayıda rehber öğretmene ‘Çözüm Odaklı Danışmanlık’, ‘Psikolojik Danışma Becerileri’ ve ‘Aile Danışmanlığı’ konulu yirmiden fazla eğitim verdim.

2012 yılında Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü ve Hiebert Enstitüsü işbirliği ile başlattığımız Evlilik ve Aile Terapistliği Sertifika Programı ile doktora eğitimimde edindiğim çift ve aile terapisindeki bilgilerimi paylaşma olanağım oldu. Aynı zamanda koordinatör olarak görev aldığım ve içeriğini Uluslararası Aile Terapileri Derneği IFTA’nın kriterlerine göre hazırlamış olduğumuz bu program dünyada ve Türkiye’de IFTA tarafından tanınan ilk program oldu. Yaşar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde dört yıl boyunca sürdürdüğümüz bu eğitimde ‘Çift Terapisi Uygulamaları’, ‘Aile Terapisi Uygulamaları’, ‘Terapötik İletişim Becerileri’, ‘Genogram (Kök Aile) Uygulamaları’, ‘Terapistin Öz Benliği’, ‘Terapide Etik Konular’ başlıklı dersleri verdim. 2019 Güz döneminde Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programında konuk öğretim görevlisi olarak 'Klinik Görüşme Becerileri' dersini verdim ve üniversite bünyesindeki danışma merkezi kurulum aşamasında danışmanlık sağladım. Halen Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak hizmet vermekteyim.